Türk Medeni Kanunu’nda akıl hastalığı boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir; ancak kabul edilebilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
Eşlerin ortak yaşamını ciddi şekilde zorlaştıran, ilişkide derin bir uyumsuzluğa yol açan bir durum bulunmalıdır.
Mahkeme, bu durumu ancak resmî sağlık kurulu raporuyla kabul eder. Geçici veya tedavi edilebilir rahatsızlıklar boşanma sebebi sayılmaz.
Hastalığın türü, kalıcılığı ve evlilik hayatına etkisi, yetkili hastanelerin düzenlediği raporla ispatlanmalıdır.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davasında, hastalığın sadece varlığı yeterli değildir; rahatsızlığın evlilik birliğini objektif olarak çekilmez hâle getirmesi gerekir. Bu değerlendirmede hastalığın günlük yaşamı ve iletişimi nasıl etkilediği, eş için bir güvenlik riski oluşturup oluşturmadığı ve ev içi sorumlulukların yerine getirilemez duruma gelip gelmediği gibi unsurlar dikkate alınır. Mahkeme, tüm bu durumları somut olayın özellikleri ışığında değerlendirerek ortak hayatın gerçekten sürdürülemez olup olmadığını tespit eder.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davasında, hastalığın tedavi edilemez nitelikte olması ve süreklilik göstermesi şarttır. Mahkeme bu durumu ancak yetkili bir sağlık kurulundan alınan raporla kabul eder. Hastalığın geçici olması, tedaviyle iyileşme ihtimalinin bulunması veya süreklilik göstermemesi hâlinde bu boşanma sebebine dayanmak mümkün değildir. Sağlık kurulu raporu, hastalığın kalıcı olduğunu ve eşlerin ortak yaşamını sürdüremeyecek ölçüde etkilediğini açıkça ortaya koymalıdır.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında en önemli delil, mahkemenin sevkiyle alınan resmî sağlık kurulu raporudur. Bu rapor, hastalığın türünü, şiddetini, tedavi edilemezlik durumunu ve evlilik birliğine etkisini açıkça ortaya koymalıdır. Bunun yanında tanık beyanları, geçmiş tedavi kayıtları, davranışlara ilişkin tutanak ve yazışmalar gibi deliller de mahkemenin değerlendirmesinde yardımcı olabilir. Ancak nihai belirleyici olan, yalnızca yetkili sağlık kurulunun düzenlediği objektif ve bilimsel nitelikteki rapordur; mahkeme bu konuda kendi takdirini tıbbî değerlendirme yerine koyamaz.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davasında kullanılacak sağlık kurulu raporunun, tam teşekküllü bir devlet hastanesi veya üniversite hastanesinin yetkili sağlık kurulunca düzenlenmiş olması şarttır. Raporda hastalığın tanısı, kişinin günlük yaşam ve evlilik ilişkisi üzerindeki etkileri, hastalığın kalıcı olup olmadığı ve tedavi edilebilirlik durumu açık ve bilimsel şekilde belirtilmelidir. Ayrıca raporun güncel olması, kurul üyelerinin imzasını taşıması ve mahkemenin sorularını cevaplayacak açıklıkta düzenlenmesi gerekir.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında tedavi geçmişi ve klinik kayıtlar, hastalığın seyrini ve süreklilik durumunu ortaya koyan önemli yardımcı delillerdir. Kişinin geçmişte gördüğü tedaviler, hastane yatışları, düzenli ilaç kullanımı, doktor notları ve psikiyatrik değerlendirmeler, mahkemenin sağlık kurulu raporuyla birlikte hastalığın kalıcılığı konusunda daha bütüncül bir değerlendirme yapmasına katkı sağlar. Her ne kadar nihai belirleyici sağlık kurulu raporu olsa da, kapsamlı bir tedavi geçmişi sunulması, hastalığın uzun süredir devam ettiğini ve evlilik yaşamını etkilediğini somut biçimde destekler.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında, tarafların kişisel verileri ve sağlık bilgileri son derece hassas niteliktedir. Bu nedenle mahkeme sürecinde gizlilik ilkesi ön planda tutulur ve tarafların özel hayatının korunması yasal bir zorunluluktur. Sağlık raporları, tedavi kayıtları ve kişisel bilgiler yalnızca dava kapsamında ve sınırlı şekilde değerlendirilir; üçüncü kişilerle paylaşılması hukuka aykırıdır.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında kullanılan KVKK tıbbi veri, kişisel sağlık bilgisi niteliğinde olup 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında korunur. Bu veriler yalnızca dava amacıyla işlenebilir ve üçüncü kişilerle paylaşılması yasaktır. Mahkemeler, sağlık raporları ve tedavi kayıtlarının gizliliğini sağlamak için dosya erişimini sınırlandırabilir, belgeleri kapalı oturumda inceleyebilir ve verilerin yetkisiz kullanımını önleyebilir.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında tarafların mahremiyeti, yargılama sürecinin seyrini doğrudan etkiler. Sağlık bilgileri ve özel yaşam detaylarının gizliliği sağlanmadığında taraflar üzerinde baskı oluşabilir ve dava süreci olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle mahkeme, kapalı oturum, dosya erişim sınırlaması ve delillerin gizli tutulması gibi önlemlerle mahremiyeti korur.

Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında yargılama süreci, diğer boşanma davalarına göre daha titiz bir usule tabidir. Dava, mahkeme nezdinde açılır ve iddia edilen akıl hastalığının varlığı, süresi ve evlilik hayatına etkisi resmî sağlık kurulu raporları, tedavi kayıtları ve tanık beyanlarıyla kanıtlanır. Mahkeme, delilleri değerlendirirken tarafların mahremiyetini korur ve gerektiğinde kapalı oturumlar düzenler. Usulün doğru işletilmesi, hem tarafların haklarının korunmasını hem de yargılamanın sağlıklı yürütülmesini sağlar.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında yetkili mahkeme aile mahkemesidir. Mahkeme, iddiaları sadece taraf beyanına dayanarak karara bağlamaz; resen araştırma yetkisini kullanarak gerekli delilleri toplar ve olayın tüm yönlerini inceler. Bu kapsamda sağlık kurulu raporlarını talep edebilir, tanık dinleyebilir ve tarafların evlilik birliğinin mevcut durumunu yerinde değerlendirebilir.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında aile mahkemesi bilirkişi veya uzman atayabilir. Bu bilirkişiler, genellikle psikiyatri veya psikoloji alanında uzman hekimler olup, tarafların sağlık durumunu inceleyerek mahkemeye objektif rapor sunar. Bilirkişi incelemesi, hastalığın varlığını, tedavi edilemezliğini ve sürekliliğini ortaya koyarak boşanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmeye yardımcı olur.
Akıl hastalığına dayalı boşanmalarda, boşanma kararı yalnızca eşler arasındaki ilişkiyi etkilemez; aynı zamanda nafaka ve velayet konularında da önemli sonuçlar doğurur. Eşin akıl hastalığının şiddeti ve günlük yaşamı etkileme düzeyi, mahkemenin çocukların velayetini belirlemesinde ve nafaka miktarını tayin etmesinde dikkate alınır. Hastalığın sürekli ve tedavi edilemez nitelikte olması, bakım ve koruma sorumluluklarının dağılımını etkileyebilir. Bu nedenle, yargılama sürecinde hem çocuğun yüksek yararı hem de tarafların maddi ve manevi durumu titizlikle değerlendirilir.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında mahkeme, tarafların tedavi ve gelir durumunu dikkate alarak geçici veya tedbir nafakası kararı verebilir. Hastalığın şiddeti, tedavi gerekliliği ve eşin gelir düzeyi, nafaka miktarının belirlenmesinde temel ölçütlerdir. Amaç, boşanma süreci boyunca hastalıklı eşin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak ve maddi güvence sunmaktır. Mahkeme, tarafların durumunu somut delillerle değerlendirerek adil ve dengeli bir nafaka düzenlemesi yapar.
Akıl hastalığına dayalı boşanmalarda, çocukların yararı ve sağlıklı gelişimi en öncelikli kriterdir. Mahkeme, çocuğun psikolojik ve fiziksel sağlığını gözeterek velayet ve görüşme düzenini belirler. Ebeveynlerden birinin akıl hastalığı, çocuğun güvenliği ve rutin yaşamını olumsuz etkileyecek nitelikte ise, mahkeme velayeti diğer ebeveyne verebilir veya görüşme sıklığını sınırlayabilir.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında taraflar, sürecin karmaşıklığı ve hassasiyeti nedeniyle çeşitli sorunlarla karşılaşabilir. En yaygın sorunlar arasında delil yetersizliği, sağlık kurulu raporlarının güncelliği, tarafların mahremiyetinin korunması, uzman raporu eksikliği ve tedavi sürecine ilişkin belirsizlikler yer alır. Ayrıca, nafaka, velayet ve görüşme düzeni konularında anlaşmazlıklar sıklıkla ortaya çıkar.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında, ilk sağlık kurulu raporu bazen yetersiz veya eksik olabilir; hastalığın kalıcılığı, tedavi edilemezliği veya evlilik birliğine etkisi net biçimde ortaya konmayabilir. Bu durumlarda mahkeme, tarafların talebi veya kendi inisiyatifiyle ek rapor alınmasını isteyebilir. Ek rapor, hastalığın güncel durumu ve boşanma koşullarının sağlanıp sağlanmadığını daha kesin bir şekilde tespit eder.
Akıl hastalığına dayalı boşanma davalarında, tanık beyanları ile tıbbi kayıtlar arasında çelişkiler sıkça görülebilir. Örneğin, tanıklar hastalığın şiddetini veya süresini farklı anlatırken, sağlık kayıtları objektif bilgiler sunar. Mahkeme, bu tür çelişkileri dikkatle değerlendirir ve çoğu zaman bilirkişi raporuna öncelik verir. Amaç, olayın gerçeğe en yakın şekilde ortaya çıkarılmasını sağlamak ve boşanma kararının sağlam delillere dayanmasını temin etmektir.
Konu ile ilgili dikkatinizi çekebilecek makalelerimize aşağıda yer verdik. İlgili makaleye ulaşabilmek için başlığın üzerine tıklayabilirsiniz.