Bir hastalığın meslek hastalığı olarak kabul edilebilmesi için tıbbi tanının ötesinde, iş ile hastalık arasında somut bir bağ kurulması gerekir.
Meslek hastalıkları, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü’nde yer alan listelere göre sınıflandırılır. İşçi, yetkilendirilmiş sağlık sunucularından (meslek hastalıkları hastaneleri vb.) alınan raporla durumunu belgelemelidir. Bu raporlar, meslek hastalığı tazminat davalarının en temel dayanağını oluşturur.
Hukuki süreçte en kritik nokta, hastalığın doğrudan iş yerindeki çalışma koşullarından kaynaklandığının ispatıdır. Tozlu bir ortamda çalışan işçinin akciğer rahatsızlığı yaşaması gibi durumlarda nedensellik bağı kurulur. İspat yükü kural olarak işçide olsa da, iş yerindeki olumsuz koşulların tespiti bu bağı güçlendirir.
Hastalığın tespitiyle birlikte Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından işçiye çeşitli ekonomik destekler sağlanır.
Hastalık nedeniyle çalışılamayan dönem için geçici ödenek bağlanırken, kalıcı hasar durumunda iş göremezlik geliri tahsis edilir. Bu gelir, işçinin çalışma gücündeki kayıp oranına göre hesaplanır ve hayat boyu güvence sağlar.
SGK Sağlık Kurulu tarafından belirlenen maluliyet oranı (meslekte kazanma gücü kayıp oranı), tazminat miktarını doğrudan etkiler. Oranın düşük belirlendiği düşünülüyorsa, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu’na başvurularak maluliyet oranı itiraz süreci başlatılmalıdır. Sonuç alınamazsa, Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairelerinden yeni rapor talep edilebilir.
SGK ödemeleri işçinin tüm zararını karşılamayabilir; bu durumda işverenin sorumluluğuna gidilir.
İşçi, çalışma gücü kaybı nedeniyle mahrum kaldığı kazançlar için maddi; yaşadığı elem ve ızdırap içinse manevi tazminat talep edebilir. Meslek hastalığı tazminat hesaplamalarında işçinin yaşı, geliri ve kusur oranları dikkate alınır.
("Maddi ve Manevi Tazminat Nedir?" başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz.)
İşveren, işçiyi her türlü mesleki riske karşı korumakla mükelleftir. Eğer işveren gerekli koruyucu ekipmanı sağlamamış veya havalandırma gibi teknik önlemleri almamışsa, iş sağlığı güvenliği kusur tespiti yapılır. İşverenin kusuru ne kadar yüksekse, tazminat miktarı da o oranda artar.
Mahkeme aşamasında iş yerindeki çalışma ortamının teknik analizi yapılır.
Dava sürecinde mahkemece görevlendirilen bilirkişi işyeri denetimi gerçekleştirir. Bu denetimde ortamdaki gürültü, kimyasal maruziyet veya ergonomik riskler ölçülür. İşyeri özlük dosyaları ve SGK kayıtları incelenerek ihmaller zinciri aranır.
İşverenin sunduğu risk analizi raporları ve işçiye verilen İSG eğitimlerine dair belgeler incelenir. Belgenin varlığı yeterli değildir; uygulamanın sahada karşılık bulup bulmadığı bilirkişilerce denetlenir.
Hak arama sürecinde yasal sürelerin geçirilmesi, davanın reddine neden olabilir.
Meslek hastalıklarında zamanaşımı iş davası bakımından genellikle 10 yıldır. Ancak bu süre, hastalığın kesin olarak öğrenildiği ve maluliyetin netleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Gizli seyreden hastalıklarda sürenin başlangıcı uzmanlık gerektiren bir hukuki konudur.
İşçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda arabuluculuk iş hukuku kapsamında zorunlu bir dava şartıdır. Dava açmadan önce arabulucuya başvurulması gerekir; burada uzlaşma sağlanamazsa yargı süreci başlar.
("Arabuluculuk Nedir?" başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz.)
İşçinin iyileşme süreci sonrası iş hayatına tekrar kazandırılması hem yasal hem de sosyal bir görevdir.
İşveren, eski işini yapamayacak durumda olan işçiye, sağlık durumuna uygun başka bir görev (pasif görev vb.) teklif etmek zorundadır. Bu durum, işçinin çalışma hakkının korunması ve engellilik haklarıyla kesişen koruma kalkanının bir parçasıdır.