Kasten öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 81. maddesinde düzenlenen ve hukuk sistemimizde en ağır yaptırımlara bağlanan suçlardan biridir. Bir kişinin yaşam hakkına bilerek ve isteyerek son verilmesi halinde kural olarak müebbet hapis cezası gündeme gelir. Ancak her öldürme olayı aynı şartlar altında gerçekleşmez. Bazı durumlarda fail, mağdurun gerçekleştirdiği ağır ve haksız bir davranışın etkisi altında hareket ederek suçu işlemiş olabilir. İşte bu noktada Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümleri devreye girer.
Uygulamada özellikle eşler arasındaki olaylar, aile içi şiddet vakaları, ağır hakaretler, tehditler ve fiziksel saldırılar sonrasında meydana gelen öldürme olaylarında haksız tahrik savunması sıklıkla gündeme gelmektedir. Ancak kamuoyunda yaygın olan yanlış kanaatin aksine her öfke hali veya her tartışma haksız tahrik olarak kabul edilmez. Haksız tahrik öldürme hükümlerinin uygulanabilmesi için kanunda ve Yargıtay içtihatlarında belirlenen şartların somut olayda birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesi şu şekildedir:
"Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kişiye verilecek cezada indirim yapılır."
Bu düzenleme incelendiğinde haksız tahrikin bir beraat sebebi olmadığı açıkça görülmektedir. Kanun koyucu failin işlediği fiili hukuka uygun kabul etmemekte, yalnızca failin maruz kaldığı haksız davranış nedeniyle irade kontrolünün zayıfladığını kabul ederek cezada indirim yapılmasına imkan tanımaktadır.
Bu nedenle haksız tahrik;
Bu ayrım özellikle meşru müdafaa ile haksız tahrik arasındaki farkın anlaşılması bakımından önemlidir. Meşru müdafaa halinde fail hakkında ceza verilmezken, haksız tahrikte kişi suçtan sorumlu olmaya devam eder.
Ceza hukukunda temel prensiplerden biri kusur ilkesidir. Bir kişinin işlediği suç nedeniyle ne ölçüde cezalandırılacağı belirlenirken yalnızca ortaya çıkan sonuç değil, failin psikolojik durumu ve olayın meydana geliş şekli de dikkate alınır.
Kanun koyucu bazı durumlarda mağdurun gerçekleştirdiği ağır haksız davranışların fail üzerinde olağanüstü bir psikolojik baskı oluşturabileceğini kabul etmektedir. Özellikle ani gelişen olaylarda kişi, normal şartlarda göstermeyeceği tepkileri gösterebilir.
Örneğin;
yoğun öfke veya derin üzüntü etkisi altında hareket ederek suç işleyebilir.
Haksız tahrik kurumu, işte bu insan psikolojisine ilişkin gerçeğin ceza hukukundaki yansımasıdır.
Kasten öldürme suçlarında haksız tahrik hükümleri çoğu zaman davanın sonucunu doğrudan değiştirebilmektedir.
Özellikle;
haksız tahrik savunmasının kabul edilmesi halinde ceza miktarında ciddi değişiklikler ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenle soruşturma aşamasından itibaren;
savunma açısından büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için dört temel şartın birlikte bulunması gerekir.
Haksız tahrikin ilk ve en önemli şartı mağdur tarafından hukuka aykırı bir davranışın gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Bu davranış;
şeklinde ortaya çıkabilir.
Ancak her rahatsız edici davranış haksız tahrik oluşturmaz.
Bir kişinin kalabalık bir ortamda sürekli aşağılanması, ağır küfürlere maruz bırakılması ve onur kırıcı davranışlara uğraması haksız fiil olarak değerlendirilebilir.
Buna karşılık sıradan bir tartışma veya günlük anlaşmazlıklar çoğu zaman haksız tahrik kapsamında kabul edilmez.
Kanunda geçen "hiddet" ve "şiddetli elem" kavramları son derece önemlidir.
Hiddet;
kişinin yoğun öfke altında bulunmasını,
Şiddetli elem ise;
derin üzüntü, ruhsal çöküntü ve yoğun psikolojik sarsıntıyı ifade eder.
Mahkemeler failin olay anındaki psikolojik durumunu;
gibi unsurlarla değerlendirir.
Öldürme eylemi doğrudan doğruya haksız davranışın etkisi altında gerçekleştirilmiş olmalıdır.
Eğer fail;
haksız tahrik hükümlerinin uygulanması zorlaşabilir.
Eşinin sadakatsizliğini öğrenen kişinin aynı gün yaşanan tartışma sırasında öldürme eylemini gerçekleştirmesi ile aylar sonra plan yaparak öldürme eylemini gerçekleştirmesi hukuken aynı şekilde değerlendirilmez.
Yargıtay uygulamasında ilk haksız hareketin kimden geldiği büyük önem taşımaktadır.
Eğer olayın başlatıcısı fail ise çoğu durumda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması mümkün olmayacaktır.
Bu nedenle mahkemeler;
ayrıntılı şekilde araştırmaktadır.