Terk nedeniyle boşanma, Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen boşanma sebeplerinden biridir. Terk nedeniyle boşanma davası, eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla ortak konutu terk etmesi veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemesi durumunda açılan özel bir boşanma davasıdır.
Terk nedeniyle boşanma davasının açılabilmesi için yalnızca fiziki bir ayrılığın varlığı yeterli görülmemektedir. Kanun, bu durumun belirli bir süreklilik arz etmesini ve ayrılığın hukuki bir dayanağının bulunmamasını aramaktadır.
Terk süresinin hesaplanmasında kanunun aradığı asgari süre 6 aydır. Eşlerden biri, evlilik birliğinin kendisine yüklediği ödevleri yerine getirmemek amacıyla konutu terk etmişse veya haklı bir sebeple ayrılmış olup da bu sebep ortadan kalkmasına rağmen geri dönmemişse, bu durumun kesintisiz olarak 6 ay sürmüş olması şarttır. Bu 6 aylık süre dolmadan ihtar gönderilmesi veya dava açılması, davanın usulden reddine sebebiyet verir.
Süre devam ederken gerçekleşen ve süreklilik arz etmeyen kısa süreli ziyaretler veya bir araya gelmeler, eğer taraflar arasında gerçek bir barışma iradesi yoksa terk süresini kesmez.
Terk olgusunun hukuki bir sonuç doğurabilmesi için ayrılığın haklı bir sebebe dayanmaması gerekir. Örneğin iş gereği başka bir şehirde bulunma gibi zorunlu haller terk olarak nitelendirilemez.
Fakat örnek olarak evde şiddet gören eşin konuttan ayrılması haklı sebeptir.
Terk nedeniyle boşanma davasını diğer boşanma sebeplerinden ayıran bir özellik söz konusudur. Bu da ihtar şartının yerine getirilmesidir.
Terk süresinin dördüncü ayı dolduktan sonra, terk eden eşe ihtarname gönderilerek eve geri dönmesi için çağrı yapılır. Bu ihtar hakim veya noter tarafından yapılır. İhtarnamenin geçerli olabilmesi için belirli unsurları taşıması gerekir:
Yargıtay'a göre, bağımsız olmayan konutlara ihtar yapılması bu ihtarı geçersiz kılacaktır. Örneğin anne ve baba ile ortak yaşanılan eve yapılan çağrı bu kapsamdadır.
İhtarname terk eden eşe tebliğ edildikten sonra, kanun gereği 2 ay bekleme süresi başlar. Bu süre, terk eden eşe karar vermesi ve eve dönmesi için tanınan bir süredir. İhtarnamenin tebliğinden itibaren 2 ay geçmeden boşanma davası açılamaz. Eğer eş bu 2 aylık süre içerisinde hiçbir haklı mazeret bildirmeksizin eve dönmezse, dördüncü ayın sonunda gönderilen ihtar ve iki aylık bekleme süresinin tamamlanmasıyla birlikte 6 aylık toplam süre dolmuş olur ve dava açma hakkı doğar.
Terk nedeniyle boşanma davasının Türk Medeni Kanunu'ndaki (TMK) düzenlemesi şu şekildedir:
TMK m. 164: Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini
ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.
Tarafların birbirlerine gönderdikleri mesajlar, e-postalar veya sosyal medya yazışmaları, ayrılığın amacını ve tarafların niyetini ortaya koymada delil niteliği taşır. Tanık beyanları ise özellikle eşin evi ne zaman terk ettiği, gidiş amacı ve ihtardan sonra dönüp dönmediği hususlarında mahkemenin başvurabileceği bir takdiri delildir.
İhtarın geçerli sayılabilmesi için karşı tarafın güncel adresine tebliğ edilmesi gerekir. Eğer terk eden eşin adresi bilinmiyorsa, MERNİS kayıtları üzerinden adres tespiti yapılır.

Davalı eş, konutu terk etmesinin haklı bir nedene dayandığını ispat ederse dava reddedilir. Örneğin, davacı eşin kendisine şiddet uyguladığını, sadakatsizlikte bulunduğunu veya ortak konutun insan onuruna yakışmayacak derecede bakımsız olduğunu iddia edebilir.
Ayrıca, müşterek konuttan zorla atılan eş, terk etmiş sayılmaz; aksine evi terk eden değil, eşini evden kovan kişi "terk eden" sıfatına haiz olur.
Tarafların uzun süredir farklı adreslerde yaşıyor olması her zaman hukuki bir terk anlamına gelmez. Eğer taraflar anlaşmalı olarak ayrı yaşıyorlarsa veya evlilik birliği zaten fiilen bitmişse burada terk durumu yoktur.
Boşanma davası açıldığı andan itibaren hakim, davanın devamı süresince eşlerin barınmasına, geçimine ve çocukların bakımına ilişkin gerekli önlemlerin alınmasına karar verir.
Dava sürecinde ekonomik olarak güçsüz duruma düşen veya konutu terk etmesine rağmen geçimini sağlayamayan eş lehine tedbir nafakası bağlanabilir. ("Tedbir Nafakası ve İştirak Nafakası Arasındaki Farklar Nelerdir?" başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz.)
Ayrıca hakim, barınma ihtiyacı olan eşin veya çocukların davanın sonuna kadar mevcut konutta kalmasına karar verebilir.
Müşterek çocukların varlığı halinde, davanın devamı süresince çocukların hangi eşin yanında kalacağı ve üstün yararlarının nasıl korunacağı konusunda geçici velayet kararı verilir. ("Çekişmeli Boşanmada Geçici Velayet ve Tedbir Nafakası" başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz.)
Davanın sonunda mahkeme, terk şartlarının oluşup oluşmadığını inceleyerek boşanmaya veya davanın reddine karar verir.
Terk nedeniyle boşanma kabul edildiğinde, evi haklı bir sebep olmaksızın terk eden ve usulüne uygun ihtara rağmen dönmeyen eş kusurlu kabul edilir. Kusurlu eş, diğer tarafa maddi ve manevi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir. Davacı taraf, boşanma nedeniyle mevcut ve beklenen menfaatlerinin zedelendiğini ispatlayarak tazminat talebinde bulunabilir. Manevi tazminat bakımından ise mahkeme, sadece terk olgusunu yeterli görmeyip, bu durumun davacı eşin kişilik haklarını ağır biçimde zedeleyip zedelemediğini esas alarak karar verecektir.
"Maddi ve Manevi Tazminat Nedir?" başlıklı makalemize buradan ulaşabilirsiniz.
Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte geçici velayet, tarafların sosyal - ekonomik durumları ve özellikle çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince kalıcı velayete dönüştürülür. Velayet kendisine verilmeyen taraf, çocuğun giderlerine katılmak amacıyla iştirak nafakası öder.