Boşanma ve velayet davalarında mahkemenin öncelikli odak noktası, çocuğun gelecekteki yaşam kalitesidir. Türk Medeni Kanunu uyarınca çocuğun üstün yararı ilkesi tüm kararların merkezinde yer alır. Hâkim, vakıaları değerlendirirken; çocuğun psikolojik durumu, ebeveynlik kapasitesi ve sosyal çevre gibi uzmanlık gerektiren alanlarda pedagog, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinin hazırladığı raporlardan faydalanır.
Velayet davasında pedagog raporu, halk arasında Sosyal İnceleme Raporu (SİR) olarak da bilinir ve mahkemenin en önemli teknik delilidir. Hakim bu raporu talep ettiğinde uzmanlar, ebeveynler ve çocukla yaptıkları görüşmeler sonucunda bir kanaat oluştururlar.
Pedagoglar, çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir bağ kurduğunu inceler. Bakım sürekliliği ilkesi gereği, çocuğun alıştığı düzenin bozulmaması, okuluna ve arkadaş çevresine devam edebilmesi velayet kararında önceliklidir. Ani düzen değişikliklerinin çocukta yaratabileceği travmaları önlemek adına, mevcut bakım veren ebeveynin yeterliliği raporun temelini oluşturur.
Uzmanlar ebeveynleri değerlendirirken sadece maddi imkânlara bakmazlar. Ebeveynin çocuğun yaş grubuna uygun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılama kapasitesi, sabrı, eğitim düzeyi ve çocuğun hayatına ayıracağı vakit analiz edilir.
Çocuğun velayet hakkında görüşünün alınmasının ne ölçüde bağlayıcı olacağı çocuğun gelişimsel düzeyiyle ilgilidir. Aşağıdaki başlıklarda bunun detaylarına değineceğiz.
Bu kriterde, çocukların yaşları doğrultusunda görüşlerine göre karar verilir. Şöyledir ki; 6-12 yaş arası çocuklarda genellikle kendilerinin görüşleri pedagog eşliğinde alınır. Fakat yaş küçüklüğü söz konusu olduğu için bu yaş grubundaki çocukların görüşü hâkimi bağlamaz. Ancak 12 yaş üstü çocukların belli bir olgunluğa eriştiği kabul edildiğinden genellikle mahkemeler çocuğu dinler ve onun tercihleri doğrultusunda velayete ilişkin karar verir.
Çocuğun görüşü alınırken doğrudan mahkeme salonunda, baskı altında hissedeceği ortamlardan kaçınılır. Uzmanlar görüşmeyi genellikle çocuğun kendini rahat ifade edebileceği, üzerinde baskı kurulduğunu hissetmediği bir ortamda gerçekleştirirler. Buna bir nevi çocuk dostu ortam denilebilir. Uzmanlar, çocuğun beyanlarının ebeveyn yönlendirmesiyle (örneğin ezberletilmiş ifadelerle) mi yoksa kendi özgür iradesiyle mi verildiğini tespit etmek için gerekli mesleki gözlem tekniklerini de kullanırlar.
Pedagog raporu velayet davalarında büyük öneme sahip olsa da davanın tek delili değildir. Hâkim, sunulan tüm verileri bir bütün olarak ele alarak çocuğun yaşam standartlarını belirler.
Çocuğun eğitim gördüğü okuldaki öğretmen görüşleri, varsa devam eden psikolojik destek süreçleri veya kronik sağlık sorunlarına dair hastane kayıtları dosyaya eklenir. Sosyal inceleme raporu kapsamında yapılan ev ziyaretlerinde; evin fiziksel koşulları, çocuğun kendine ait bir odasının olup olmadığı ve hijyen standartları da birer delil olarak kabul edilir.
Ebeveynlerden birinin geçmişte sergilediği şiddet eğilimi, madde bağımlılığı veya çocuğu ihmal ettiğine dair somut bulgular velayet hakkını doğrudan tehlikeye atar. Uzmanlar, görüşmeler sırasında çocukta fark ettikleri davranış bozukluklarını veya korku belirtilerini raporlayarak, çocuğun güvenliğinin risk altında olup olmadığını mahkemeye bildirirler.
Velayetin belirlenmesinde hâkimin takdir yetkisi bulunur. Hâkim dosyadaki raporlara, delillere göre bir kanaate varır.
Pedagog raporu veya çocuğun görüşü, hâkim için hukuken bağlayıcı değildir; yani hâkim bu raporun aksine bir karar verebilir. Hâkim aksi yönde bir karar verirse gerekçesini açıklar.
Velayet davalarında çocuğun üstün yararı ilkesi her şeyin üzerindedir. Hâkim; çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini en iyi hangi ebeveynin sağlayacağına bakar. Eğer çocuğun seçtiği ebeveyn onun güvenliğini tehlikeye atacak bir yaşam sürüyorsa, hâkim çocuğun tercihinin aksine bir karar vererek üstün yararı koruma altına alır.

Dava süreci uzun bir zaman sürebileceği için bu dönemde çocuğun belirsizlikte kalmaması adına geçici düzenlemeler yapılır.
Dava açıldığında hâkim, ihtiyaç durumunda davanın sonuçlanmasını beklemeden geçici velayet kararı verebilir. Bu kararla birlikte, yanında kalmayan ebeveyn ile çocuk arasında bağın kopmaması için kişisel ilişki takvimi oluşturulur. Bu, çocuğun dava süresince her iki ebeveynle de sağlıklı iletişim kurmasını hedefler.
Velayet kararları nihai kararlar değildir; hayatın akışı içinde değişen koşullar velayetin yeniden düzenlenmesini gerektirebilir.
Velayeti alan ebeveynin çocuğa karşı ilgisizleşmesi veya yaşam tarzının çocuğun gelişimini olumsuz etkileyecek şekilde değişmesi gibi örnek oluşturabilecek durumlarda velayetin değiştirilmesi davası açılabilir. Bu davanın temelinde, mevcut durumun devamının çocuk için bir tehlike oluşturup oluşturmadığı vardır.
Velayet değişikliği taleplerinde mahkeme, eski raporlarla yetinmez. Çocuğun güncel durumu, yaşı ve ebeveynlerin yeni yaşam koşulları üzerine yeniden bir pedagog incelemesi yaptırılabilir. Yeni rapor, değişikliğin çocuk için gerçekten bir fayda sağlayıp sağlamayacağını analiz ederek sürecin hukuki yönünü belirler niteliktedir.
Konu ile ilgili dikkatinizi çekebilecek makalelerimize aşağıda yer verdik. İlgili makaleye ulaşabilmek için başlığın üzerine tıklayabilirsiniz.